Gece Gündüz Tüm Etkinlikler

“Acılı Pizza” albümünü hazırlayan müzisyen Mustafa Avşar ile bir röportaj…

'Acılı Pizza' albümünü Volkan Öktem, Eylem Pelit ve Şenova Ülker ile birlikte hazırlayan müzisyen Mustafa Avşar ile bir röportaj...

0 131

Geçen ay Z / Kalan Müzik etiketiyle, Eylem Pelit, Volkan Öktem ve Şenova Ülker ile birlikte hazırladığı caz albümü Acılı Pizza”yı dinleyicilerle buluşturan başarılı müzisyen Mustafa Avşar ile, Gece ve Gündüz için albümün oluşum sürecini, aldığı geri dönüşleri ve gelecek projelerini konuştuk.

Öncelikle Acılı Pizza albümüne kadar olan müzik yolculuğunuzda neler yaptınız? Bu bağlamda bir Caz albümü yapmaya nasıl karar verdiniz?

-Daha önce Klasik Batı Müziği eğitimi aldım. Acılı Pizza caz albümü çalışmasında, caz müziğine dair aslında herhangi bir eğitimim yok. İlk bestem ve aynı zamanda albüme ismini veren “Acılı Pizza” dışındaki diğer tüm eserleri dinleyerek transkript edip öğrendim. Albümdeki caz sololarının bir kısmı da Keith Jarrett (Prism), Gonzalo Rubalcaba (Laurita), Otmaro Ruiz (Après la Pluie), Michel Petrucciani (Rachid) ve Hermeto Pascoal (Bebê) gibi büyük ustalara ait. Yıllarca keyifle dinlemekten kulaklarıma kazınan bu sololar her ne kadar başkalarına ait de olsa, sanki Mozart’ın yazılı sonatlarını yorumlarken aldığım keyif gibi, bu caz ustalarının da fikirlerini (sololarını) taklit edebilmiş olmaktan müthiş haz duydum ve bu albümde de kendi aranjmanları ile birlikte yeniden yorumlamak istedim.

Acılı Pizza albümünün oluşum süreci nasıl gelişti? Bu bağlamda Eylem Pelit, Volkan Öktem ve Şenova Ülker ile yollarınız nasıl kesişti ve bu albüm için çalışmaya nasıl karar verdiniz?

-Mp3 çalarıma oradan buradan rastgele yükleyip edindiğim müzik arşivimin içerisindeki caz eserlerinin (albümdeki) her biriyle tesadüfen karşılaştım ve dinleyip transkript ettim. Solo olarak çalıp kaydettiğim piyano ve rhodes enstrümanlarının altına midiler kullanarak oluşturduğum elektronik altyapılarla, YouTube kanalım için performans videoları çekmek istemiştim başlangıçta. 

Pilot kayıtları dinleyen müzisyen arkadaşlarım ve kız arkadaşım, üzerinde böylesine çalışılmış bir projeyi, midiler yerine usta müzisyenlere çaldırtmamı önerdiler ve beni bu konuda zorladılar. İyi ki de zorlamışlar… Bu zorlamadan sonra hemen aklıma Eylem Pelit ve Volkan Öktem geldi. Ben de Bodrum’daki bir orkestrada beraber çalıştığım müzisyen Cengiz Baltepe aracılığı ile Eylem Pelit’le iletişime geçip proje parçalarını kendisine mail attım. Kendisi de Volkan Öktem ile beraber mutabık kalarak projeyi birlikte değerlendirip çalmayı kabul ettiler. Başlangıçta YouTube performans videosu olarak düşünülen bu proje, daha sonrasında Volkan Öktem’in teşvikiyle birlikte albüme dönüştü.

Davul ve bas kayıtları bittikten sonra, kendisi müzisyen olmasa da her konuda düşüncelerini dikkate aldığım Sinem Bengi arkadaşıma projeyi öylesine dinlettim. Bana proje de bir de renk saz olması gerektiğiyle ilgili öneride bulundu (sadece bu öneri için değil, projenin başından sonuna dek gösterdiği bütün yardımlarından ötürü ismini burada anmak isterim). Daha sonra gruptan gelen flüt, saksafon, trompet ve flügelhorn renk sazları önerisinde, trompet ve flügelhornda karar kıldım ve Volkan Öktem aracılığı ile Şenova Ülker’e ulaştım. Kayıt sürecinde, transkripsiyonları ve tüm canlı enstrümanların çalımı için midilerle oluşturduğum referans ses dosyalarını toplu ve kanal şeklinde gruptaki arkadaşlara yolladım.

Edit’ler ve Trompet-Flügelhorn kayıtları dışında, sürecin her aşamasında projenin tüm ekibiyle uzaktan çalıştım. Herkes farklı bir stüdyoda kendini kaydedip kanalları mail aracılığıyla yolladı. Daha sonra tüm kanalları edit-mix-mastering için bir yerde topladık. Burada edit için kanalların toplanmasında, kayıt ile ilgili bazı sıkıntıları anında fark edip mix-mastering gibi aşamalara geçmeden önce geri dönülmez hataları önceden önleyen müzisyen ve ses mühendisi arkadaşım Alper Akdağ’ın ismini anmadan geçemeyeceğim. Ayrıca biz müzisyenler kadar önemli olan, çıkardığımız sesleri tonlamalarıyla müziği bambaşka yerlere taşıyan mix mühendisi Mehmet Uğur Memiş’e ve mastering mühendisi George Whitty’ye de sonsuz teşekkürler. Akustik piyanoyu mikrofonlayan ve editleyen lisans arkadaşım Güven Ersoysal ile birlikte mezun olduktan sonra bir projede çalışmak da çok ayrı bir mutluluk oldu benim için.

Kalan Müzik ile yollarınız nasıl kesişti?

Kalan Müzik’le, müzisyen arkadaşım Baturay Yarkın aracılığıyla tanıştım. Kendisi bu tarz projelerle ilgili Kalan’dan Suat Sarıbağ ile görüşmemi önerdi. Ben de Suat Bey ile görüşüp albümdeki parçaları Kalan’a yolladım. Parçaları dinledikten sonra benimle çalışmayı kabul ettiler. Başta yabancı eserlerin telifleri olmak üzere, albümün yayınlanmasıyla ilgili tüm aşamalarda yol gösterdiler ve çok yardımcı oldular. Özellikle dışarıdaki saygınlıkları dolayısıyla bütün işlerim kolay halloldu. Başta yapımcım Nilüfer Saltık olmak üzere tüm Kalan Müzik ekibine buradan çok teşekkür ediyorum.

Acılı Pizza eserinin oluşum süreci nasıl gelişti? Bununla birlikte albüm repertuvarı nasıl oluştu?

-Lisans öğrencilik yıllarımda Rus besteci Mussorgsky’nin “Sergiden Tablolar” eserinin “II. Gnomus” bölümünü çalışırken, mi bemol minör dokuzlu akorunun tınısı beni çok etkilemişti. Sonra bu tını üzerinden akor yürüyüşleri oluşturmaya başladım. Fakat bu akor yürüyüşleri, üzerinde herhangi bir melodi olmayan voicing (akorların kurgulanışındaki pozisyonları) lerden ibaretti. Bir gün sebebini bilmediğim bir şekilde o voicinglerin üzerinde tema ile birlikte doğaçlamalar akmaya başladı ve giderek gelişti. “İyi voicing, doğaçlamanın önünü açar” diyor şu anki okuduğum caz kitapları ve caz piyano hocam Baki Duyarlar. Parça üzerinde o kadar çok voicing kurguladım ki; parça kendini bana iyice açtı ve istediğim her yöne çekebildim. Müzik kayıt teknolojilerine ilk defa yoğun bir şekilde başladığım o dönemde, bütün aranjman yetilerimi üzerinde kullanmama izin verdi bu “Acılı Pizza”. Müziğe dair ilk defa bu kadar yoğun kullanabildiğim tüm aranjman tariflerini üzerinde denettirmesinden dolayı “Pizza” adını da buradan aldı. “Acılı” ekini de, sürecin uzun sürmesi, sıkıntılı bekleyiş, zorlu şartlar ve ara ara yaşanan aksaklıklardan dolayı aldı.

Parçaların seçimiyle ilgili; söz konusu parçayı dinlediğim o ilk zaman diliminin ve içinde bulunduğum durumun bir önemi var. Her bir parçayı, farklı bir zaman ve farklı bir ruh halimde buldum. O kadar çok sevdim ki; kendileriyle ilgili yazılı bir şey olmadan bile kulaktan dinleyerek çaldırtmaya zorladılar kendilerini bana.

Bodrum’dan sahne çıkışı yurt dışındaki bir okulda okumak üzere dil sınavına girmek için İstanbul’a yola çıktığım stresli bir anda uçaktayken kulağıma Keith Jarrett’in “Prism” deki o tarifsiz tuşesi dokunuverdi. Sonra defalarca dinlemeye başladım… Sonra da çalmak, Keith Jarrett’i taklit etmek istedim. Yüksek lisansım dönemimde yurt dışında yaşadığım bir yıl boyunca sürekli dinledim o parçayı ve taklit ettim. O zamanlar media player de yavaşlatma özelliğini bilmediğim için, rüzgar gibi esen ikinci soloyu transkript edemedim. Yine de parçanın temasını ve ilk solosunu birebir çalıyor olabilmemin hazzı yetti bana. Albümdeki her bir parçanın buna benzer hikayesi var ve spontane geliştiler. Repertuvara ihtiyacım olduğundan veya albüm listesi hazırlamam gerektiğinden veya ödevim olduğundan veyahut iş dolayısıyla dinlemedim onları. İçimden gelerek çaldım onları, hepsiyle çok özel bağlarım var.

Albüm ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?

Albümün mastering’ini yapan, birden fazla Grammy Ödülü ve Emmy En İyi Besteci Ödülü sahibi Amerikalı müzisyen, besteci, ses mühendisi ve prodüktör George Whitty, benim için; “Arada sırada müzikle ilgili yolculuklarım esnasında, içimde anında bir daha dinleme isteği uyandıran çarpıcı ve yeni bir ses duyarım. Mustafa Avşar öyle bir ses ki; piyano üzerinde harika bir dokunuş ve benim için iyi cazın ruhu demek olan solo tavrıyla armoniye tamamen hayat dolu bir yaklaşım, yeni ve benzersiz! Bu CD’de herkes harika çalmış ve her zamanki gibi cazın dünya müziği ile birleştiğinde olabileceklerin hatırlatıcısı olmuş!” değerlendirmesinde bulundu.

Hürriyet gazetesi yazarı Doğan Hızlan, 29 Nisan’da albümle ilgili kendi köşesinde yazarak beni onurlandırdı.Böylesi albümlerde, emeği geçenlerle ilgili enstrümantist arkadaşlar gibi onların sesini tonlayan mix ve mastering mühendisleri de çok önemli. Basın bülteninde belirtmeme rağmen, mix mühendisinin ismi maalesef (Mehmet Uğur Memiş) yayında yer almamış. İsterim ki, albüm işinin ön kısmında bulunan biz müzisyenler gibi, arkasında bulunan bu mühendislerden de bahsedilsin, isimleri geçsin.

Önümüzdeki günlerde de Cumhuriyet gazetesinde yayınlanabilme durumu için basın bülteni istediler. Albümün çıktığı ertesi gün hemen raflardan satın alıp bana ulaşan ve albüme dair onurlandırıcı eleştirilerini ileten müzikolog ve müzik yazarları oldu. Öte yandan sosyal medyada da, müzisyenliğine saygı duyduğum kişiler tarafından beğeniler, güzel yorumlar ve radyo röportajı teklifleri alıyorum.

Günümüzde CD olarak yayınlanan albüm sayısı azalırken ve birçok albüm CD şansı bulamadığı ve dijitalde görülen ilgiye orantılı olarak CD basımı yapılan bir dönemde albümünüz önce CD olarak dinleyiciyle buluştu. Siz bir dinleyici olarak müziği genellikle hangi kanaldan dinliyorsunuz? (CD, Dijital Platform vs.)

-Ben de müziği dijital olarak dinlemekteyim. Bahsettiğiniz gibi günümüzde CD olarak yayınlanan albüm sayısı az ve CD olarak satışa çıkanların da birçoğu satılamadan plastik çatal-kaşık gibi depolarda beklemekte. CD basımı ile ilgili benim buradaki amacım; ciddi bir ticari kaygımın olmadığı, her bir aşaması üzerinde iyi çalışılmış böylesi bir albümün, kartvizit şeklindeki fiziki kopyasının elimde olmasını istememdir.

Sizce albüm CD olarak mı yoksa dijital platformlara eklenince mi daha çok duyuldu?

-Sanıyorum ulaşılabilirlik açısından dijital olarak eklenince daha çok duyulmaya başladı.

Bu albümden sonra yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?

-Müzisyenliğimin dışında aynı zamanda akademisyen olduğum için, bu albümden sonra bir süre akademik çalışmalarıma hız vermem gerekiyor. Bunun yanında müzisyenlik çalışmalarımı da fazla soğutmadan, kayıt teknolojileri ile ilgili yazılım ve donanımımı biraz geliştirip, ileride kendi beste ve aranjmanlarımdan oluşan, türünün nasıl olacağını şuan pek kestiremediğim ikinci bir caz albümü projesi düşünmekteyim. Bunun yanında geleneksel halk türkülerimizi de farklı aranjmanlarla yorumlamak istediğim başka bir albüm fikri de var kafamda.

Mustafa Avşar‘a bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum.Acılı Pizza”yı tüm müzik marketlerde ve dijital platformlarda bulabilirsiniz.

Leave A Reply

Your email address will not be published.

Dijital ve Etkinlik Ajansı
bi haftada
bi yetenek