Yeni teklisi Sev Beni’yi dinleyicilerle buluşturan Can Leman’la bir röportaj…

Can Leman’ı çoğu dinleyici, teklilerinden sonra dinleyicilerle buluşturduğu ilk EP çalışması Canan ile tanıdı. Şimdi ise Leman, Sev Beni isimli yeni teklisini Çimen’s Yapım etiketiyle dinleyicilerle buluşturdu. Leman ile GeceVeGündüz için, canlı performans olarak kaydedilen yeni teklisi Sev Beni’yi, aldığı geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını konuştuk.

Canan albümü ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?

-Genel olarak güzel tepkiler aldık. Tabi eleştirisel tepkiler de oldu. Yazdığım şarkıların büyük bölümünü bilen dostlar daha henüz yayınlanmamış şarkılarımı beklediklerini söylediler. Sesimin ve duygularımın daha ön planda olduğu, aranjesi daha çok Can Leman canlı performansı tadında olan şarkıları beklediklerini söylediler. Biz de bir canlı performans klip serisi hazırladık son bir yıl içerisinde. Aralık ayı ile başlayıp peş peşe gelecek olan canlı konser kliplerimiz için heyecanlanıyorum şimdiden.

‘Sev Beni’ eserinin oluşum süreci nasıl gelişti? Eserinizde Pablo Neruda’yı seçmenizin bir hikayesi var mı?

-İlk albümüm bir Aşık Veysel eseri ile noktalanmıştı. Ruhumda izler bırakan, içimde verimliliğe yol açan bir Anadolu kültürü mevcut. Güzelliği, verimliliği, paylaşmayı ve kucaklaşmayı hatırlatır bana. Dünyamızın bütün güzellikleri bize bizi anlatır aslında, yeter ki açık yüreklilik ile yaşamayı, sevgiyle kucaklaşmayı bilelim. Pablo Neruda bana bu bağlamda aradığım bir cevabı verdi. Şöye diyor Neruda: ‘Ne uzundur unutuş, ah ne kısadır sevda.’ Yani ne kadar sevsek azdır. Sevda, sevgi, sevmek çok değirlidir. Bir ömrü değerli kılandır aslında. Sevmek, sevgimi paylaşmak istedim bu şarkımda.

Bütün şarkılarımda izleri bulunan, henüz tanışamadığım ama sanatından ilham aldığım bir ilhan perim var benim. Ona içimden geçenleri bir kaç dakikada yazdım besteledim ve ‘Sev Beni’ doğdu. Sonra sakladım, ta klip gününe kadar kimseyle paylaşmadım. Orkestramın bir bölümünü davet ettim. Ekibi topladım ‘Canlarım bugün canlı bir klip çekiyoruz, hazırsanız çekime başlayalım!’ dedim. Sonra hepsine ilk kez orada şarkıyı dinlettim, sadece hisetmelerini ve içlerinden geldiği gibi yorumlamalarını istedim. En doğal, en esas, en dokunulmamış haliyle gün yüzü bulsun istedim. Yani kısacası hisettiğim o sevgiyi müzikal anlamda düzenlemek istemedim! Düzensizce sevelim söyleyelim istedim. Çok doğal bir çalışma çıktı ortaya.

Bu bağlamda diğer eserlerinizde isim bağlamında birbirine göndermeler söz konusuydu,  bu eserde de öyle bir bağlantı var mı?

-İnce bir gönderme yapmadan olur mu? (gülüyor) var, ama fazla açmak istemiyorum bu konuyu. Ufak bir ipucu vereyim yalnız: Ikinci kıtada şöyle diyor: ‘Sev beni, kendini sever gibi. Susamış su içer gibi. Denize dalar gibi!’

Sev Beni demek istediğim insan hakkında bir detay gizli. Gelecek şarkılarda buna dair bazı göndermeler olacak. Şarkı sözlerine dikkat! (gülüyor) Şimdilik bu kadar!

Bu eserle ilk çalıştığınız firma Çimen’s Yapım ile çalıştınız. Firmayla yeniden bir araya gelmeniz nasıl gelişti?

-Biz hiç ayrılmadık ki. Mazlum Çimen ve Çimen’s ekibi hep yanımda oldular. Ayrıca DMC ile birlikte gelişen Canan EP sürecinide onlar yarattılar. Zaten müzik camiasında herkes birbirni tanır. Projeye uygun işbirlikleri yapılır. ‘Sev Beni’ şarkısı için bir araya geldik ve Çimen’s Yapım’dan yana karar kıldık.

Eserde size kimler eşlik etti?

-Öncelikle bu eser için hiç bir düzenleme yapmadan doğaçlama bir canlı kayıt yaptık. Dördüncü kaydı olduğu gibi, üzerine hiç bir düzenleme eklemeden aldık ve sizlere sunduk. Orkestramın bir bölümü bana eşlik etti. Vincent Golly (bateri), Tobias Müller (elektro gitar), Nils Bölting (akustik gitar) ve Oliver Helmert (saksafon) enstrumanlarıya şarkıya hayat verdiler. Orkestramın yanında birde Josha Pankoke (Kayıt), Pascal Thüring (Mix & Mastering), Mario Saldaña (Video) ve Mike Vernò (Kostüm) büyük emekler kattı. Hepsi birbirinden kıymetli sanat adamlarıdır ve ben her birine minnettarım.

Şarkılarınızı kendi ana dilinizde Avrupa’nın bir çok yerinde dile getirmek sizin için nasıl bir duygu?

-Sımsıcacık bir duygu! Aynı zamanda gurur verici bir şey. Mesela Ed Sheeran ve Sam Smith gibi dünya starlarını ağırlayan NDR2 Soundcheck Festivali’nde Türkçe şarkılarla sahne almış olmak inanılmaz bir duygu; ve en güzeli insanların ortak duyguları paylaşabilmesi. Esas olan hisedebilmek, bir gönülde buluşabilmek. O anı yakalamak muhteşem!

Müziğinizde kullandığınız tını-melodi ve sözlerdeki duygu izleyicide nasıl tepkilere sebep oluyor?

-İnanması zor belki ama samimice ifade edilen her duygu eşit tepkilere yol açıyor. Hüzünlü bir melodi hüzün, neşeli bir melodi neşe yaratıyor. Duyguların kucaklaştığı ortamlarda dil arka plana geçiyor. Söylenilenden çok paylaşılan duygular önem kazanıyor. Avrupalı seyircilerimiz ile böyle anlar yaklamak güzel tabi. Ayrıca şunu bellirtmek istiyorum, Almanyalı seyirciler cidden çok dikkatli dinliyor. Aşırı derecede ince ve hasas davranıyorlar. Şarkının son tınısına kadar bekleyip öyle alkışlıyorlar. Sonrasında gelip soruyorlar soruşturuyorlar. Konser esnasında hisettikleri duyguları sorgulayıp anlam kazandırmak için araştırıyorlar. Bu gerçekten takdire şayan bir durum. 

Biz artık farklı farklı kültürlerin insanları değiliz. Ortak bir kültürün yaratıcılarıyız. Çoğulcuyuz. Bütün dünya ile buluşmak, kucaklaşmak istiyoruz. Ama bunları yaparken, kendi renklerimizi o evrensel tablodaki renkliliğe taşıyıp temsil ediyoruz. Mutluyum bu durumdan. Alman bir orkestra ile Türkçe şarkılar yapmak, yaşadığımız bu gergin süreçlere de iyi bir mesaj olacağını düşünüyorum.

Sev Beni’den sonra yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?

-Önümüzde yedi yıldır içimde pişirdiğim bir aşk şarkısı var. Kendi ayrılık hikayemi anlatan bir eser. Benim için bambaşka bir yeri olan ‘Hazine’ şarkısını değerli müzisyen Erdem Pancarcı ile düzenleyeceğiz. Sonrasında da çok tatlı bir yaz şarkısı gelecek. 

 

Can Leman’a bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. Sev Beni, tüm dijital platformlarda!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir